Görünen o ki, milletten umudunu kesenler seçim sonrası için de tedbir alıyor. Seçim sandığından çıkacak sonucu tartışmalı hale getirmek istiyorlar. Sanki ortada yeni bir senaryo var. Tartışmaları daha iyi anlamak için öne çıkan kurumlara ve aktörlere iyi bakmamız gerekiyor.
Anayasa Mahkemesi bir karar verdi. Nüfusu 2 binin altında kalan belediyeler kapandı. Bu karara farklı kanallardan itiraz edenler oldu. Ve bu itirazlar Danıştay'a gitti. Danıştay, öyle bir karar verdi ki her şey altüst oldu. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, kurumu adına yaptığı açıklamada 'verdiğimiz kararlar tüm yargı organlarını bağlar' diyerek Danıştay'ın yanlış yaptığına dikkat çekti. Hukukçuların belirttiğine göre Danıştay'ın kararı bugüne kadar görülmüş değil. Çünkü, belde belediyeleri idari bir kararla değil, kanunla kaldırıldı. Prof. Dr. Mehmet Turhan'a göre, 'Danıştay siyasi saiklerle hareket ediyor'. Hal böyle olunca gözler mecburen Yüksek Seçim Kurulu'na (YSK) çevriliyor. Orada da kısa süre içinde iki farklı kararın verildiği görülüyor. Bir ay önce Anayasa Mahkemesi'nin kararına göre hareket eden YSK, şimdi tam tersi noktada.
Yüksek yargıdaki tartışma, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Alifeyyaz Paksüt'ün çıkışı ile iyice alevlendi. Mahkemesindeki oylamada belediyeler ile ilgili karara karşı çıkan Paksüt, muhalefetini medyatik alana taşıdı. Başkan Kılıç'ın açıklamalarından haberi olmadığını söyledi. Bununla yetinmeyip bir grup üye ile beraber ortak bir açıklamaya imza attı. Kendi kurumunu tartışılır hale getirdi. Paksüt gerçekten medyatik bir isim. AK Parti'yi kapatma davası öncesinde, Genelkurmay'da yaptığı gizli görüşme ile uzun süre tartışılmıştı. Özellikle eşinin Ergenekon soruşturması çerçevesinde sorgulanması ve kapatma davası konusunda dinlemeye takılan telefon konuşmaları başkan vekilinin tarafsızlığına gölge düşürür nitelikteydi. Kapatma kararının verileceği süreçte söylediği 'Hangi karar çıkarsa çıksın Türkiye'de kıyamet kopacak' ifadeleri hâlâ akıllarda.
Parti kapanmadı, kıyamet kopmadı ama o dönemde öne çıkan isimler medyadaki yerini almaya başladı. Sabih Kanadoğlu Anka Ajansı'yla akıl veriyor. Sırada Hüsamettin Cindoruk var. Baykal açılımı bir kenara bırakıp, yine 'kriz ve kaos' kelimelerine döndü. Dün Anayasa Mahkemesi'ne gidenler bugün Danıştay'a başvuruyor. DSP Danıştay'a dava açtı. Doğu Perinçek hapiste olsa da İP'liler de Danıştay yolunda. Hükümete itiraz için Danıştay'a gidenler, eli boş dönmüyor.
Meselelere düz mantıkla bakınca ortada şöyle bir soru duruyor: "Danıştay, Anayasa Mahkemesi kararına uymuyor. YSK, önce Anayasa Mahkemesi'ne, sonra Danıştay'a itibar ediyor. Bu durumda hükümet ne yapsın? Kimin kararına uysun?" Galiba, birileri yine yönetilemez bir ülke görüntüsü vermek istiyor. Ama aktörler aynı olunca oyun gizlenemiyor.
Ve bir NOT : Azınlıktakiler kişisel görüş
Doç. Dr. Mustafa Şentop (Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi) Karar alındıktan sonra muhalif üyelerin görüşü azınlıkta kaldığı için kişisel görüştür. Mahkeme görüşü değildir. Haşim Kılıç, açıklamasında yeni bir şey mi söylüyor? Hayır, önceki kararı uygulayın diyor. Danıştay, yıllardır Anayasa Mahkemesi'nin gerekçesinin bağlayıcı olduğunu söylüyordu. Madem gerekçe bu kadar bağlayıcıydı, belde belediyeleriyle ilgili gerekçeye bu üyeler ve Danıştay niye sahip çıkmıyor?(Alıntıdır.)


0 yorum:
Yorum Gönder